abdül umaç

çok fazla taksit ödüyorum

mesai bitti

hiçbir şeyin anlamı yok gibi böylece

dul bir kaldırım taşı, metruk binaların yuvarlak pencereleri

meydan gürültüsü içinde bir bilyeyim

herzog cangıla söyledi ben metroya koşarken gördüm

çatlamış parmak derilerinden sızan irin

kimin gözünde nasıl dehşetler yetiştirdi.

 

ama bunlar karın doyurmaz biliyorum.

karın delik kesedir- hayır, hayır hayır 

hemen süper bi markete giriyorum

evde soğan var mıydı bilmiyorum

içeride ısrarcı bir anlam yine

soğuk raflarda ölü kuşlar, plastik kefenleri

gözleri soğuk ve telaşlı insanlar sonra

dört kıta ve dokuz köy yerinden derlenip boyanmış eşya:

karın doyurur, karın doyurur, karın doyurur.

 

dulun çeperi

 

kaldırım taşının eşi yıllar önce

yüzü keten kefenli bir göstericinin çıplak olmuyan elleriyle

bir çevik kuvvet birimine doğru yerleştirildi.

bu hareketli günden birkaç hafta sonra

gür bıyıklı bir belediye işçisi

seçilmeyen taşın yanında su toplayan boşluğa parlak bir serseriyi yerleştirdi.

iki seçim ve belki bi toplu iş sözleşmesi arasında iş akdi feshedilen işçi

birkaç hafta boyu kafasında köye geri dönmeyi ekip biçti.

eski belediye işçisinin halen eşi, bileklerinden üç kez ameliyat oldu ve bir daha hiçbir evi temizlemedi.

(kaldırım taşının eşi başka kaldırım taşlarına isabet ederek vefat etti)

 

kaldırım taşı eşini özlüyor

her yağan yağmurda yerinden gevşeyip

bekliyor iş eldiveni giyen herhangi birini.

 

evde olmuyan

 

yuvarlak pencereler diyor çok önemli

şehri bölüp, parçalayıp lokma lokma veriyor.

trafik ışıklarının rengi, kavisli merdivenler

hatta uygunsuz bir çöp poşeti

bunların her biri dizilir boğazınıza, öyle diyor

                                         hayatımın bir anlamı

sonra yürüyüp geçiyor o da 

bütün sokakların sahibi olduğumu 

bilmeyerek ya da aldırmayarak buna, şımarık

bakışından tortular bırakıyor etrafa

halbuki pencereleri duvarlardan ayıramaz kimse

ve hatta bu pencereler bir işkencedir pazartesi.

kararır. kararır. kararır.

 

bilye

 

biraz başımı kaldırdığımda

hepiniz çok doğru şeyler söylüyorsunuz

herkes çok haklı ve hepsine katılarak ben

çirkin yapboz parçaları buluyorum yastığımın kılıfında

çoraplarımdan ve donlarımdan ayıklıyorum 

iç içe geçtikçe daha büyük şeyler anlatan tüm şeyleri

kulaklarımdan bilyeler dökülüyor 

yerde serbest, evin karanlık köşelerine dağılarak

hin hin gülüyorlar. görmüyorum ancak biliyorum.

ve böylece bir anlamdan devşirip ellerimi

                                          hiç üzülmüyorum

önce işe sonra markete gidiyorum çünkü

sırtımı kendi keseme yolup

evin her yerini aydınlık bırakıyorum.

cümleleri ve dokunuşları da

taksit taksit yaşıyorum.