monica papi

füg

Dünyaya çıkıyorsun. Durgun yeşil suyu
arındırıyor, içinde hiyalin kıkırdağıyla bekleyen
nefes borusu.

Asasıyla dip tortuyu karıştırarak eskittiği suyun
bir kavanozda ayrılışı… Yüzünün çakal
ısırığıyla Anubis, burnunun nemini üzerine
üzerine havlıyor. Likit ipliklerden bir elbise
giyiyor. Ve dönen suyun ruhuna bürünüyor kaya.

Volkanik adada, yıkımın ucu kaçıyor. Toprak,
ayak arkında kendini kabartıyor. Günde
sayısız defa. Yeryüzünün kalbi
tabanında atıyor bir bakıma.
Uranüs etkili dolunayda, lav fokurdamasını
yakın planda gösteren videoyu izliyorsun.

Düzenli sismik kıpırdanışlarla tahliyesine karar
verilen köyler bir hatıra olacaklar.

Hem eski yükseltilerin
nasıl oluştuğunu sanıyorsun? Yıkımına koşan
kavmin cesareti sende yok. Depremini yok
saymaktan belirmiyor sana dünyan.

Ben bin yıl yalnız yaşadım. Bin yıldır kralların
Racastan’ında bir Maharajah yalnızlığı.
Acanta mağaralarına tek kişilik döşek kurdum.
Fil sırtında katedilen Amber Kalesi’nin kokusu
ve bengal kaplanının yüzümde bıraktığı pençe iziyle
beni her bulamadığında.