MERVAN ARİ SUNCA
sana geri dönmek için bahanem kalsın diye urganımı evine sakladım
dünya milim milim küçülüyor
iki ay sonra parmak uçlarımıza hapsolucaz
iki ay sonra şehir çöküp resmini alacak zamanın
kurtulacağız dünya’dan
metroya kusan çocuk nabzını gösterecek kan tüccarlarına
beyzadeleri topraklarımızın / soylu kimseleri limanlara kaçıyorlar
mahşerde sırtı kavrulan sahabeler gülümsüyor karşı kıyıdan
yüksek tepeler kesilip birleşiyor denizlerle
yaşasın dünya bitiyor
sahneye çıkarken bacaklarımı titreten beste çalınmayacak kulaklarımda
evine girmek için atlattığım konut idaresi
mülteci komşuların / beyaz müstakil beyefendiler
derin suratlarıyla fahişeleri kentimizin
ışık dilenmeyecek allah’tan
şehrin serserileri inci palas’ı yağmalıyor
ecevit döneminden kalma kupürler söküyorlar camlarından
“dünya küçülüp hiç olacak zamanla
semerkant’tan bakan bir müderris
çıplak gözle görebilecek vatikan’ı”
deyrizor’a giden köprü nehre dökülmüş diyorlar
mahabad’dan haber gelmiş – boynun bedene duran yerinden asılacak mahşerden kaçanlar
sana geri dönmek için bahanem kalsın diye urganımı evinde sakladım