elif ergezer

şiirler

yüzeydeki derinlik

 

I

 

delilikler fırlatıyorum masanıza çığlıklar

çılllllllllgggggınlar gibi çığlıklar

koltuğun üzerinde sızmış birkaç günün özeti yok bir tek

koltuğun üzerine sızmış kocaman bir boşluk artı bir ben

bağırır tüm sevdiklerini 

eksi bir acı çekiyorum

o kaddddddddarrr seviyorum ki bu dünyanın kaydıraklarında yüzmeyi

ve o kadar üzgünüm ki aranıp da bulunamamaktan değil

aranmamaktan

 

aynalarrrrr kırgın aynalar sırlarından

sırası gelmemiş konuşmalar ani bir güneş çarpmasıyla kendilerinden geçip camdan atladılar

ah o günkü güneş 

o gün yüzünle anlaşarak beni güzelliğinize batıran

danışıklı barış gibi bir şeydi.

 

vu-huuuu!!!! işte ben geldim, her zaman olmayı en sevdiğim yerden ne olduğunu hem çok iyi bildiğim hem de zerrrrrreee bilmediğim şeyler söylüyorum.

 

ev dağınık, evi umursamayın

evin odalarını umursayın ve onları ayrıştırın mutlu ve mutsuz odalar diye

ayyyyyynı insanlara yaptığınız gibi

uykunuzdan uyanıp kusun içinizdekini toplayın halıyı buruşturup tıkıştırın musluğun ucuna

ellerinizi yüzünüzün pütürlerinde dolaştırın sendeleyerek kendinizi öylesine bir yere atmaya çalışırken

uyanın bir zaman sonra çok zaman sonra sarhoşluğu tanımlayacağınızdan emin ama henüz bilmezken ağzınızın kuruluğunda yansın diliniz

kalkın su için de yatışmaya direnin fakat

as la. ölümdür yatışmak ve ölümdür müziği kapamak.

 

kahvaltılar aynılaşsın aklınızda akşam yemeği hep

turuncuya boyanan bir evde duvarlara yansıyan fotoğraf makineleri 

bir de umut ve iyi gibi görünen her şeyin gözlerini yaktığı bir sinema kızı

üşüyorum fazla da ilaç içmedim

perdemi araladım ve bu bile iyi gelince biraz daha karmaşa oldum

komik benimle adamakıllı konuşabileceğinizi düşünmek 

 

dolapta bir şişe şarap var, hayatımda iyi şeyler olmuyor mu sanıyorsunuz¿ tonnnnnnnnnnla. çuvallarca, sayısız güzellik. teğet geçmekse bir o kadar suskunluk ve işte böyle bazen fışkıran bir melankoli. histerik bir gülüş bulaşmış yalnızca üzerine. hallllledecek. hayır! halledecekler.

 

beni yüzeyde aramayın, beni yüzeye çıkarın önce!

 

II

 

hey! kontrol iki.

offfffffffffff insan hatırlamayacaksa özeldir

ben neden hatırlıyorum her şeyi

dahası ben neden bilerek ve isteyerek yapıyorum her şeyi

hani beni yöneten görünmez el hani tanrı

ve ‘yardım et allah’ım çıkar derinden fragmansız yaşamım sonuna yaklaşır görmez misin’

demiş, size de demiş.

ben bir sözcü onun adına, ben onun omuzlarında hafif hafif masaj yapan ellerin belki serçe parmağı savrulan gökte

arkamda şehirleri birbirine bağlayan ve üzerinden tırlar geçen dümdüz ve incecik

böyle kıl gibi bi yol biliyo musunuz

beni de buraya o mu getirdi bilinmez

kısaca ağladım ama zorlamıştım uzasın diye

geçen senenin eylül ayında tümmmmmm içimi akabilecek kadar sıvılaştırmış ve ayrı ayrı kaplara dağıtmıştım onları

ayrıştırma ya da bir çeşit bilinçaltı sınıflandırması gibi değil

beni bunaltan bu katman katman karman çorman formun tam da karşısında olduğumdan.

 

sonra katılaştı ve düşünün ki mesela size nasıl anlatayım bunları yazarken bile çırpındığımı çırpındıkça batacak yere çıktığımı ama;

 

düşünün saçınızı kısa istemişsiniz de -bir rapunzel masalındasınız tırmanıyor biri saçlarınızdan içeriye

 

sonra düşünün gözlerinizi mavi istemişsiniz de -bir fırın küreğinin üzerinde unutmuşlar onları kapkara kesilmiş

 

düşünün düşünün göğüslerinizi dolgun bir de sağ bacağınızın ardında belli belirsiz hafiften bir ben olsun istemişsiniz de -boynunuzdan kasıklarınıza inen bir düzlük ve bembeyaz bir çift bacak

 

ve düşünün bir de -özür dilerim düşünmek çok acı verdiyse çünkü bana verdi siz düşünmeyin- bilmem belki gözünüzün ucuyla sayfanın kenarından hayal etmek bile yeter öyle yapın o zaman

 

son: hayal edin. sonra gözlerinizi açın.


avuçlarımdan taş(ın)an nehir 

 

bir kararın yatak odası olmamalı hayatım

zihnimde çivilerle deldiğim kağıt parçalarının hepsi birer anı

her bir deli(li)ğin arkasında başka bir renk var

perdeler ağır ve bordo, saten 

halılar siyah, boğucu

ben burda ne yapıyorum hiç bilmiyorum

neden tüm renkleri aklamak istiyorum?

 

işim gücüm meydan okumak

elimde olanın tam zıttına

tonlarca ismi vardır belki böyle davranmanın

ben sadece dünyaya gelmekten rahatsızlık duymuş’ 

             derdim.

verdiği rahatsızlıktan da habire özür dileyen

bi zavallı.

 

hani ellerimi düşünün mesela, avuç içlerimi

yağmur yağıyor ve ben bir arabanın penceresinde

hoh’layıp kalp falan çizmiyorum, 

ya da şakasına help me

size dedim, ellerimi düşünün diye, avuç içlerimi

çünkü ben bütün gücümle bastırıyorum cama, beyaz avuç içlerimdeki derin çizgiler

birer nehir oluyor, habersiz

 

sonra nehir avuçlarımdan taşınıyor 

parmak aralarımdan akıp giden bir sel 

kollarımı omuzlarımdan ayırmaya kalkıyor

dağılıyorum

ama küçük bir çocuğun oyuncakları gibi değil

vazonun yere düştüğü anda kırılması

ya da 

bayat bir bisküvinin paketinin içinde ufalanması

cinsinden bir dağılma 

 

bir yatak odasının infilak eden kararıyım ben.